Her sene büyük bir heyecan ve titizlikle hazırlandığımız Rhinoplasty School için az bir zaman kaldı. 8-9 Nisan tarihlerinde düzenleyeceğimiz toplantıda, iki gün boyunca devam edecek canlı cerrahiler ve farklı başlıklarla hazırladığımız sunumlar olacak. İlk kez geçen sene, uluslararası platforma taşıdığımız toplantıda, yurtdışından gelecek olan meslektaşlarımız da katılımcı olarak yer alacak. 

 

Rhinoplasty School'un hemen öncesinde, 24-28 Mart'ta Milano'da organize edilecek Avrupanın en prestijli Rinoplasti toplantılarından "Milana Masterclas 2017"ye de 7 farklı sunumumla katılacağım. Bunun dışında meslektaşlarımın organize ettiği diğer toplantılar, yurtdışı toplantıları ve Rhinoplasty School Türkiye toplantılarıyla birlikte birçok toplantı var önümüzdeki günlerde. Hepsi için ayrıca emek ve zaman vermem gerekse de; mesleki her yenilikten haberdar olmamı sağlayan, genç meslektaşlarımla buluştuğum ve en önemlisi bildiklerimi paylaştığım bu toplantı ortamlarından son derece memnuniyetle ayrıldım her zaman. Bu yüzden son derece heyecanlıyım. 

 

Bir hayalle başlayan Burun Okulu serüveninin Rhinoplasty School adıyla devam ediyor olması ve böylesi prestijli organizasyonlarda yer almak, benim için mutluluk verici. Hayatım boyunca bildiğim işi, en iyi şekilde yapmam gerektiğine inandım. Meslek hayatımda düsturum bu oldu. Ve biliyorum ki bu inançtı bana kapıları açan. Birçok olumsuz söylemin arasında sıkışıp kaldığımız bugünlerde, bence hepimize düşen; yaptığımız işi, en iyi şekilde yapmak. Umuyorum ki o zaman, vardığımız kapıların önünde bir engel olmayacak. Mesleğimiz, bizim dünya vizemiz.

Hepimizin yaptığı gibi önümüzdeki günleri planlarken arkama bakıyorum. Koşuşturmalar arasında, mesleki açıdan verimli ve heyecanlı, toplumsal açıdan zor geçen bir yılı arkamızda bıraktık. 2016'nın ilk aylarında, yıllardır düzenlediğimiz Burun Okulu'nu Rhinoplasty School adıyla uluslararası düzeye taşımak, bizi en çok tatmin eden işlerimizden oldu. Çünkü insan başkalarıyla kendini kıyaslamak yerine, bulunduğu çizgiyi aşmak için çaba gösterdiğinde gerçek başarıya ulaşıyor. Tabi hepinizin bildiği gibi ülkemizde birçok terör eylemi yaşandı 2016'da. Toplantı zamanının bu terör eylemlerinin yaşandığı günlere rastlamasına rağmen plan ve programımdan vazgeçmedim. Hiçbir bilgiyi kendime saklamayıp, tecrübelerimi meslektaşlarımla paylaşma isteğinden doğmuş bu organizasyon, iki gün devam eden canlı cerrahilerin sonunda başarıyla tamamlandı. Ve sonuç son derece memnuniyet vericiydi. Hemen arkasından Rio de Janeiro, Londra ve New York gibi kentlerde yapılan diğer uluslararası toplantılar geldi. Kimine konuşmacı kimine katılımcı olarak gittiğim toplantılardan da bildiklerimin üzerine yenilerini katıp, gelişerek döndüm. Bu arada ülkemizde yapılan, değerli meslektaşlarımın organize ettiği birçok toplantıya da sunumlarımla katılıp özellikle genç arkadaşlarıma feyz olmaya çalıştım. Bu yoğun toplantı trafiği ve rutinde devam eden ameliyat programı yanında, biraz olsun nefes almak ve zihnimi dinlendirmek için anlık çektiğim fotoğraflarımı yayınlamaya devam ettim. Burun ve yüz hastalıkları ve bu hastalıklarda uygulanan cerrahi yöntemleri içeren mesleki kitapta, Rhinoplasty hakkında yazdığım bölümlerin yayınlanması da güzel bir süpriz oldu benim için. 2016'nın son programı olarak Rhinoplasty School'un ulusal ayağını İzmir Çiğli Devlet Hastanesi'nde gerçekleştirdik. Genç meslektaşlarımın ilgisi ve öğrenme arzusu her zamanki gibi, ülkemizde bulunan tıp fakültelerinde daha fazla toplantı yapma isteği uyandırdı. 2017'de beni birçok ulusal ve uluslararası toplantı, ameliyatlar, yürünecek yollar, gidilip görmeye değer yaşanmışlıklar ve tanık olup fotoğraflayacağım başka başka hayatlar bekliyor. Yeni yıl hepimiz için; yeni projeler üretmek, sevmek ve sevilmek adına umut dolu olsun..


Mesleki yaşamımın son 20 yılında burunla ilgili sayısız prestijli toplantıya katıldım.  İlk yıllarda kendimi geliştirmek için katılımcı olarak katıldığım ve hayranlıkla döndüğüm birçok toplantıya artık konuşmacı olarak katılıyorum. Ancak yine de "Tamam, ben artık her şeyi biliyorum" demiyorum. Mesleğin başında olan genç arkadaşlarım bilmeliler ki gelişmenin ve öğrenmenin biteceği bir yer yok. New York Cutting Edge toplantısı da yine yenilenerek döndüğüm toplantılardan biri oldu. İş sadece iş değildir.  Senin kim olduğundur. Mesleğine saygısı olan herkese önerim  yürüdüğümüz yolda bir varış noktasının olmadığını unutmayalım.

SONBAHAR

Her insanın kendisini iyi hissettiği bir mevsim vardır. Bilime bir karakter yakıştırmakta zorlansak da bence bilimin de en üretken olduğu mevsim sonbahardır. Eylül, ekim, kasım ayları yani. Kongre ve kursların daha yoğun olduğu aylar. Benim için de oldukça yoğun geçecek olan bu dönemde haftasonu program takvimim çoktan doldu. Toplantılarımın çoğu İstanbul dışında, bu yüzden sonbahar biraz da seyahat mevsimi olacak benim için. Geçtiğimiz hafta sonu Londra’da “Burun Ucu Şekillendirme” başlıklı bir panele katıldım. Beş farklı Avrupa şehrinden gelen panelistlerle deneyimlerimizi paylaştık. Ben ameliyatlarımda burun ucu şekillendirirken dome division denilen farklı bir teknik kullanıyorum. Panelist ve dinleyicilerin sunuma yönelik ilgisi oldukça yüksekti, panel sonunda birçok soru aldım Sanırım kullandığım teknik onlara farklı geldi. Sunumun onlar üzerinde etkili olduğunu hissettim. Gelen sorulardan bir tanesi de bu tekniği neden yayın haline getirmediğimdi.

Neyse ki onlara verecek cevabım hazırdı: “Yayın yolda, geliyor”

Evet tüm projeler devam ederken bu ay sonu yurt dışında yayınlanacak bir dergiye göndermek için son halini vermeye çalıştığımız yayın için az bir zaman kaldı. Avrupalılar her şeyi kayıt altında tutmayı, bilimsel yayın yapmayı severler. Ben dahil biz Türkler bu konuda pek iyi değiliz. Zor işlerin üstesinden geliriz ama yaptıklarımızı bilimsel ortamlarda yayınlamak için ugraş vermeyiz. Bu tür bir eleştiriye sevindirici bir cevapla karşılık vermek bile motive edici oldu benim için. Londra’da aldığım övgü ve taktirler sayesinde döndüğüm gibi çalışmayı hızlandırdım. Son zamanlardaki yoğunluğumu bu yayına borçluyum.

Bu arada Londra’da gastronomik açıdan da farklı deneyimler yaşadım. Öncelikle bir kahvesever olarak Londra 3. nesil kahvecileri beni tatmin etti. Ancak sevinerek söylemeliyim ki sağlık alanında olduğu gibi kahve konusunda da ülkemiz çok iyi. Özellikle İstanbul. Bizdeki üçüncü nesil kahveciler Londra ile başa baş rekabet eder bence. Fakat pizza konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim. İtalya’nın birçok şehrinde, nam salmış pizzacıları da denememe rağmen ömrümde yediğim en güzel pizzayı Covent Garden’da Monmouth Street’e yakın Homeslice’da yedim.

Meraklısına önerilir:)

AÇIK VE KAPALI TEKNiK

Sıkça karşılaştığım bir soru var. “Ameliyatlarınızı açık teknikle mi yapıyorsunuz,

kapalı teknikle mi?” Genellikle burun ucunda sorun fazla ise açık teknik, burun

ucu fazla sorunlu değil ise kapalı teknik kullanıyorum. Burnu açtığımızda

anatomiyi yeniden kurgulayabilmek için daha fazla kıkırdağa ihtiyaç duyuyoruz.

Bu gibi durumlarda burun orta bölme kıkırdağını yani septumu kaynak olarak

kullanıyoruz. Hastaya daha önce herhangi bir burun müdahalesi yapılmışsa

ihtiyacımız olan kıkırdağı kaburga, kulak vb. bölgelerden almak durumunda

kalıyoruz. Ki bu gibi vakalarda hastayı ameliyat öncesinde bilgilendirip hastanın

onayını almak zorundayız.

Bugün ameliyatını gerçekleştirdiğim hastamla muayene esnasında görüşürken

burun ucunda fazla değişiklik yapmamaya ve ameliyatta kapalı tekniği

kullanmaya karar vermiştim. Hasta ameliyat öncesinde verdiği bilgilerde daha

önce herhangi bir burun ameliyatı olmadığını belirtmişti. Ameliyata başladıktan

kısa bir süre sonra hastanın daha önce ameliyat geçirmiş olduğunu anladım.

Çünkü burnun orta bölgesinde kıkırdak kalmamıştı. Eğer ameliyatı açık teknikle

yapıyor olsaydım kıkırdak kullanmak zorunda kalacağım için kaburgadan

kıkırdak alacaktım. Ameliyat esnasında hastanın iznini almam mümkün

olmayacağı için hasta uyandığında farklı bir sorunla karşılaşabilirdim. Kapalı

yöntemi seçtiğim için sorunsuz bir şekilde ameliyatı tamamlamış oldum.

Hasta uyandığında tekrar daha önce bir burun ameliyatı geçirip geçirmediğini

sordum. Çünkü hastanın daha önce ameliyat geçirmiş olması dışında bir ihtimal

daha vardı. Eğer kişi kokain kullanıcısı ise burun kıkırdağı bu sebeple erimiş

olabilirdi. Hastam bir buçuk yıl önce bir deviasyon ameliyatı olduğunu söyledi.

Bunun önemli olmadığını düşündüğünü için ameliyat öncesinde belirtmediğini

ifade etti. Diyebilirsiniz ki “Muayene esnasında bunu fark etmediniz mi?”

Maalesef muayenede her zaman bunu fark etmek mümkün değil. Şu soruyu

tekrar cevaplayalım. “Ameliyatlarınızı açık teknikle mi yapıyorsunuz, kapalı

teknikle mi?” Bu kararı alırken burnun anatomik yapısının etkili olmasının

yanında mesleki deneyimler ve şans faktörü de devreye giriyor. Siz siz olun

ameliyat öncesinde bilgi verirken dikkatli ve eksiksiz bilgi vermeyi unutmayın.